Haber Malezya

Haber Trackbackler (0) Yorum ekle   
Malezya çağdaşlıktan uzaklaşıyor



İslâmi mahkemelerin giderek daha fazla iddiâlı olmaya başlaması, Müslüman olmayan nüfusun haklarını ihlâl etmekle beraber refah içindeki bir ülkenin sosyal intizamını tehdit ediyor. Sadanand Dhume'nin yorumu:

| Bild: Kuzey Malezya'nın Kuala Kangsar şehrinde bulunan tarihi Ubadiye Camii; Fotoğraf: GNU Free Documentary License
Kuzey Malezya'nın Kuala Kangsar şehrinde bulunan tarihi Ubadiye Camii
|
İslâm dünyasından gelen kötü haberler yoğunluğu arasında bir nebze olsun iyimserlik arayanlar genelde Malezya'ya işaret ederler. Malezya, işleyen demokrasisi, sağlam ekonomisi ile ve ülkedeki en önemli üç etnik grup olan Malaylar, Çinliler ve Hindular arasındaki kayda değer barış ve uzlaşma ortamıyla övünüyor.

Malezya ekonomik dinamizminin ve toplumsal uzlaşısının kendisine getirdiği şanı hak edene kadar çok sayıda önemli adım attı. Ancak aşırı İslamcı otoritenin bazı fevri icraatları Malezya modeli dahilindeki çelişkileri açıkça ortaya koyarak, ülkenin 2020 yılına dek gelişmiş ülkeler seviyesine gelebilmesi hedefinin ne kadar gerçekçi olduğu konusunda bazı soru işaretlerinin oluşmasına yol açıyor.

Küreselleşen ve rekabetin giderek arttığı bir dünyada, Malezya, toplumsal yapısını modernleştirmeden, ekonomisini modernleştirebileceği beklentisi içinde olmamalı. Pratikte bu şu anlama geliyor: Vicdan hürriyeti ve bilgi edinme özgürlüğü gibi evrensel değerleri ortodoks İslâm'ın sıkı emir ve şartlarına tercih edebilmek.

Ortaçağa ait düşünce yapısı ile çağdaş düşünce yapısı arasında devam eden çatışmaya en son örnek Müslüman bir anne baba tarafından dünyaya getirilen ama Hindu bir büyükanne tarafından yetiştirilen 29 yaşındaki Revathi Masoosai ile ilgili. Malezya'daki dini yetkililer geçen ay Revathi'yi zorla Hindu eşi Suresh Veerappan'dan ayırdı ve 15 aylık kızını da Revathi'nin annesine teslim ettiler.

Malezya yasalarına göre Müslüman ebeveynler tarafından dünyaya getirilen bir kimse doğrudan Müslüman olarak kayıtlara geçiyor. Bir başka dine geçmek ise yasak. (Müslüman olmayan kimselerin İslam ile kucaklaşmasını engelleyen böyle bir kural yok). Müslümanlar şeriat yasalarının himâyesinde oldukları için, Müslüman olmayanların laik mahkemelerde temyize gitme imkânları da yok.

Öfkeli dindarları kızdırma endişesi

Revathi davası zincirin son halkası; daha önce de benzer olaylar yaşandı. İslâmi otorite 2005 yılında ünlü dağcı M. Moorthy'nin ölümünden önce İslâm'ı kabûl ettiğini öne sürerken, eşi, Moorthy'nin dini vecibelerini yerine getiren bir Hindu olarak öldüğünü söylüyor. Eşinin tüm protestolarına rağmen, Moorthy'nin naaşı ailesinden alınarak İslâmi bir cenaze töreninin ardından defnedildi.

| Bild: Malezya'nın Petronas ikiz kuleleri; Fotoğraf: AP
Malezya'nın Petronas ikiz kuleleri
|
Bir başka tuhaf davada ise kırk yaşlarındaki bilgisayar satıcısı Lina Joy yaklaşık 10 yılını İslâm dininden Hristiyanlığa geçişini resmi olarak kabul ettirmeye çalışmakla geçirdi.

Son aylarda Hindular bir dizi tapınağın yıkılmasını protesto etmek için sokaklara döküldü. Yıkımı yapılanlar arasında 19. yüzyıla ait en az iki tapınak bulunuyordu. Bu yıkımların her birine başbakan Abdullah Badawi liderliğindeki hükümet de destek çıktı, çünkü aşırı dincileri kızdırmaktan korkuyordu. Aynı hükümet dışarıya karşı 'Medeni İslâm' adı altındaki hoşgörülü inanç yaklaşımını savunuyor.

Sorunun özü aslında Malezya'nın modernleşme ile olan istikrarsız ilişkisinde yatıyor. Adalet önünde eşitlik ilkesinin geçerli olduğu ve titiz bir meritokrasi ile yönetilen komşu Singapur'un aksine Malezya'nın refah arayışının arka planında hep, giderek derinleşen bir "islamileşme" ve yasayla Müslüman sayılan Malaylara yönelik özel yardımlar vardı.

Malezya'nın iki yüzü var: Birincisi ahlâk zabıtası ve din aleyhine işlenen suçlarla ilgili yasaların geçerli olduğu bir Malezya, ikincisi ise parıltılı gökdelenleri ve yüksek hızlı havalimanı trenleriyle modern Malezya. Birinci Malezya, ikinci Malezya'yı kısa bir süre öncesine kadar pek olumsuz etkilemiyordu.

Ama Çin Halk Cumhuriyeti, Hindistan ve Vietnam'ın yükselişi ya da ülkede düşük ücretli üretimden bilgi kaynaklı işlere yükselme talepleri, Malezya modelinin ayakta kalabilmesine olan güvene sekte vurdu.

Malezya'da yaşayan insanların yaratıcılığının önündeki engellerin kaldırılması için ülkede öncelikle bilgi edinme özgürlüğüne ihtiyaç var. Ayrıca ülkede Malaylar dışında yaşayan etnik azınlığın en zeki temsilcilerinin yurtdışına akışını önleyecek, yabancı yetenek ve yatırımların da ülkeye gelmesini sağlayacak bir hoşgörü ortamının teşvik edlimesi gerekmektedir.

Ancak bunların gerçekleşebilmesi, birbirine bağımlı iki tartışmalı meselenin yeniden ele alınmasına bağlı: Bu meseleler, etnik ve dini gruplara yönelik imtiyaz ve öncelikler meseleleridir.

Malay nüfusa yönelik imtiyazlar

Kuala Lumpur'da 1969'da refah içindeki Çin azınlık ile etnik Malaylar arasında yaşanan çatışmaların ardından, Malayların ülkenin milli hasılasına olan katkılarını arttırmak için bir hükümet programı başlatıldı. Hükümet ihalelerinde yoğun bir çabayla Malay işadamları tercih edildi. Yurtdışında eğitim için verilen hükümet burslarında ise Malaylara yönelik adeta bir sanal tekel oluşturuldu.

| Bild: Sadanand Dhume; Fotoğraf: www.asiasociety.org
Sadanand Dhume
|
Böylece Malayların da eşit biçimde rekabete katılmaları yerine, Malezya'da, devletin âlicenaplığına bağımlı bir kapitalist akranlar sınıfı oluşturuldu. Malaylar da bu özel imtiyazları kendilerine doğuştan verilmiş bir hak olarak gördüler.

Bu üstünlük öğretisi ise genelde dini hoşgörüsüzlüğe yol açıyor. Az da olsa bir umut ışığı var: Avukat Malik İmtiaz Sarwar veya akademisyen Farish Noor gibi liberal fikirli Müslümanlar, Müslüman olmayanlarla birlikte bir dizi web günlüğünde bu gidişatı eleştiriyor.

Ancak buna rağmen bu sorunlar daha kötü bir zamanda başgösteremezdi. Malezya'nın geleneksel olarak güçlü olduğu düşük maliyetli elektronik eşya üretimi alanında ekonomileri giderek gelişen Çin ve Vietnam adeta meydan okuyorlar.

Malezya hükümeti, teknoloji altyapısı için büyük yatırımlar yaptı. Ancak bilimsel yeteneklerle ilgili yoğun rekabete ve bazı ırk yasalarının gevşetilmesine rağmen, Malezya Hint ve Çin kökenli mühendislere çekici koşullar sunmak ve sözleşme altına alabilmek konusunda başarılı olamıyor. Bu arada başta Malay olmayanlar olmak üzere ülkenin en aydın öğrencilerinin bir çoğu Avusturalya, Amerika Birleşik Devletleri ve Singapur'a göç ediyor, çünkü buralarda vicdan hürriyetine sahip ve yasalar önünde eşitler.

Bu açıdan Malezya için Revathi Massosai'nin kaderinin etkisi büyük olacaktır. Massosai hakkında verilecek karar Malezya'nın küresel ortayol dahilinde, refah içinde ve çoğulcu bir ticari ekonomi mi yoksa modernleşme yolundaki tutarsız çabaları tamamen bir fiyaskoya dönüşecek bir ülke mi olacağını gösterecektir.

Malezya Ama Neden İRan DeğIl?

Genel Trackbackler (0) Yorum ekle   

Malezya tartışmasının odağından, küreselleşme-ulus devlet çatışması var. Ilımlı İslam kavramı, bu tartışmanın olsa olsa kozmetik bir detayı olabilir…

 

 

Bundan yaklaşık dokuz ay önce, bir fikir platformu olan Yarının Türkiye Hareketi’nin e-grubunda, Türkiye’nin yaşamakta olduğu süreç ve bu sürecin sonunda Malezya modeli bir ülke olup olmama ihtimali üzerinde tartışmıştık. Tabii, bu tartışmanın içeriği geçtiğimiz ay medyamızda patlak veren “Türkiye, Malezya mı olacak, şeriat mı gelecek?” tartışmalarından epey farklıydı. O günlerde ben bu sürecin, ekopolitik ve küreselleşme ekseninden okunması gerektiğini savunmuştum. Küreselleşmeye dair genel bir tezden yola çıkmıştım: Küreselleşme bugün ulus devlet yapıları ve ülkelerdeki ulus bilinci ile çatışma halindedir. Küreselleşme açısından ideal toplum yapısı, ana ortak güdüleri tüketmek olan ‘homoeconomicus’ bireylerden oluşmalıdır. Bu yapı açısından belirli bir toplum veya ulus; ırk, inanç veya farklı bir unsurla kendi içinde ne kadar parçalanmış olursa o kadar iyidir. Bu parçalanmışlık elbette insanların birbirlerinin boğazını sıkması anlamına gelmiyor. Hatta tercihen sıkmasınlar ki tüketebilsinler. Bu modelin komplo teorisi ile hiçbir alakası yok, son derece rasyonel bir zemine sahip. İşte, “Bugün Türkiye neden Malezya modeli ile ilişkilendiriliyor da, İran modeline atıf yapılmıyor?” sorusunun yanıtına bu tezden hareketle ulaşılabilir.

Bu noktadan bakıldığında Malezya, küreselleşme açısından Müslüman ülkelere örnek gösterilebilecek bir toplum. Malezya, küreselleşmeye her anlamda eklemlenmiş bir ülke. Kendi içinde, Malay, Çin ve Hindistan gibi etnik kimliklerle; Müslüman Budist, Hıristiyan olarak da dini kimliklerle parçalanmış durumda. Bu arada bu ayki Tempo Dergisi’nde yazıyor: “Ülkenin bağımsızlık günü, bütün etnik gruplar tarafından coşkuyla kutlanıyor. Başı bağlı bir Malay ile kapı komşusu bir Çinli ayı çığlığı atıyor: Merdekaaa (Özgürlük)”

Bu kozmetik çığlıklar Türk medyasında zihin yanılsamasına yol açsa da; ülkedeki bölünmüşlüğü saklamaya yetmiyor. Bu noktada, Malezya’nın birçok açıdan başarılı bir küreselleşme modeli olduğunu teslim ederek devam edelim. Satın alma gücü paritesine göre Malezya’nın kişi başı gelir 12,800 dolar; Türkiye’de ise 9,100 dolar düzeyinde. Malezya’nın toplam ihracatında ileri teknoloji ürünlerinin payı yüzde 25 dolayında, Türkiye’nin ise bu oran yüzde 10’larda geziyor. Yine Malezya önümüzdeki günlerde uzaya astronot göndermeye hazırlanıyor. Üstüne üstlük dünyaya nispet, Fetva Komitesi eliyle gündelik yaşamda İslami kuralların uygulanmasını zorluyor. İşin garibi kimsenin aklına, liberal batı bloğu İran’a gösterdiği tepkiyi neden Malezya’ya göstermiyor sorusu gelmiyor. Oysa bu sorunun yanıtı çok basit… İran, bir ulus devlet ve ulusal politikası ne ekonomik ne de siyasi anlamda batıya eklemlenmemek doğrultusunda… Malezya yönetimi ise, İslami uygulamalar ile halkın beklentilerini bir ölçüde karşılarken ekopolitik anlamda batının dümen suyundan gidiyor. Gerek üretim gerekse tüketim anlamında batı bloğu ile tam bir entegrasyon halinde. Artık çok kimlikli mevcut yapısı nedeniyle katastrofik bir kırılma olmadığı takdirde bu yapının kırılması pek mümkün görünmüyor.

İran ise, kişi başına satın alma gücü 8,700 dolarlarda gezinen, uluslar arası politikada önemli bir siklet merkezi haline gelen bir ülke. Elbette, İran’ın zenginliği büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanıyor ve satın alma gücü Malezya’nın çok altında. Diğer bir deyişle Malezyalılar gibi tüketemiyorlar ama dünya siyasetinde cakası yerinde. “Malezya gibi bir ülkede mi yaşamak isterseniz, İran gibi bir ülkede mi?” o kişisel tercihlerinizle alakalı. Bu yazının amacı ise, tartışmanın özünde Ilımlı İslam meselesinin yatmadığını ortaya koymak ve asıl konunun küreselleşme ile ulus devlet modellerinin çatışmasından doğduğunu işaret etmek. Umarım bundan bir 20 yıl sonra yabancı basında şu ifadeleri okumayız: “Türkiye’de insanların yüzde 60’ı şeriatçı. Geri kalanı laik… Ama Cumhuriyet’in yıldönümünde laiklerle Müslümanlar aynı çığlığı atıyor: ‘Yaşasın Cumhuriyet’”

Design by N.Design Studio
Hepsi - WeblogTR - Ücretsiz Blog